Sayfalar

11 Temmuz 2016 Pazartesi

sevgi taşıyıcılığı

Toplumda hepimizin bir rolü var malum. Rol: ne büyük kelime! Mesleğimiz, işimiz, aile içindeki kimliğimiz, arkadaş ortamındaki yerimiz...

Son zamanlarda kendimde ve çevremde en çok gözlemlediğim şeylerden biri bu rollere biçilmiş görevler. Görev olarak yapınca bi şeyleri sanki işin boyutu değişiyor gibi. Mesela babamın işinden gücünden, çalışmasından şikayet ettiğini hiç görmedim. Ve bir çok babanın da öyle... Çünkü bir amaç doğrultusunda çalışıyorlar, "baba" olma görevinin gereklerini yerine getirmek gibi... Ya da bir anne başka çocuklar için yapmadığı bir çok şeyi kendi çocuğu için yapıyorsa yine "annelik" görevini yerine getirmiş oluyor aslında. Kendimden pay biçeyim. Bir öğretmen sınıf dışında her ne yaşarsa yaşasın, kapıyı kapatıp sınıfta derse başladığı an derse ait olmayan ne varsa dışarıda bırakır ve dersi işleme görevini yerine getirir. (tamam, bu her öğretmen için böyle olmayabilir, ama şimdilik konumuz bunu tartışmak değil. :)

Bir de rutin dışında bize özellikle verilen görevler vardır ya, nasıl da bayılırız o ekstradan verilen görevlere! Hele ki "bak canım, çok düşündüm, bu görevi  senden başkasına veremezdim" diyen biri varsa. O ayrıcalık duygusu, ahh!

Bize sonradan yüklenen, bizim de seve seve (?) kabul ettiğimiz bu tüm rollerin dışında her yerde, girdiğimiz her ortamda hiç değişmeyen, bizi diğerlerinden ayırmayan tek ortak noktamız var aslında: insan olmak.  Yalnız, bazen unutuyoruz sanki... Unutmamak için kendime bir yöntem buldum, çok paylaşasım geldi. :) Madem edindiğimiz hemen her rol için birileri tarafından bir görev belirlenmiş, insan olmanın görevini de kendimce buldum diyelim. Hatta, BUUULLLLDUUUMMM! :)
"sevgi taşıyıcılığı" :)

Gittiğimiz yerlere sadece kendimizi götürsek ne ala! Ama öyle olmuyor işte... En ufak bir kaos, kriz ortamında çıkıveriyor içimizdeki canavar ve kusuyoruz ne varsa içimizde; öfkeyle, nefretle, kinle, belki daha fazlasıyla... Sadece bununla kalsa iyi ya, kalmıyor ve büyüyor ortamdaki kaos hali üstelik çevremizdekilere de bulaşarak. Ne gereksiz!

Diyorum ki, böyle durumlarda sevgi taşıyıcılığı görevimiz gelse aklımıza ve "bi dakika" desek, şöyle bi nefes alıp kaos alanına girmesek... Olaya dışarıdan bakıp, öfkemizle ya da başka türlü duygularımızla değil de sevgimizle dahil olsak ortama, illa dahil olacaksak.

Tabii, böyle durumlarda genelde "polyanna" olmakla, yapmacıklıkla, samimiyetsizlikle, fazla iyimserlikle yargılanabilir benim gibi düşünenler. Sonra bide dalga konusu olur: "hı hıı bardağa dolu tarafından bakalım yani?" diye söylenmeye başlayanlar olur mesela. Bardağı bi kenara bırakalım şimdi. Mevzu iyimserlik de değil. "İnsan olmak" gibi ayrıcalıklı bi rolün gereklerinden bahsediyorum. Aslında çok da ayrıcalıklı olduğunu düşünmüyorum bu arada, sadece çok çabuk unutulduğundan, çok az kişi hatırladığından bu kelimeyi kullandım.

Tamam, her ortamda bu sevgi hali an be an korunmayabilir. "sevgi taşıyıcılığı"nın bir diğer görev tanımından bahsedicem şimdi: Sevgimizi ortaya koyamıyorsak bile öfkemizle, kinimizle, nefretimizle bizden çıkacak sözlerle kaosu daha da büyümeden olduğu yerde bırakabiliriz en azından. Koca dünyada, küçücük dünyamıza bir kaos bir kriz daha eklememiş oluruz, fena mı?

Öfkelenmeyelim, öfkemizi dile getirmeyelim de içimizde mi kalsın? Kalmasın tabii. Yeri gelir, öfke de dile getirilir. Zaten mümkünse hiç bir duygumuz içimizde kalmasın, dile getirilsin. Ama tam da vaktinde. Daha büyük bir kaosa mahal vermeden. O kaos ortamından çıktıktan sonra sakince dile getirelim tabii... Dile getirelim ki içimizde de başka bir krize neden olmayalım.

İnsan olmanın sorumluluğunu taşımaktan bahsediyorum. Ben "sevgi taşıyıcılığı" derim, senin için "insan olmak" başka bir şey ifade ediyordur, başka bir görev tanımı bulursun. İlla görev tanımı yapılmalı mı? Bence herkes kendince bi ucundan tutmalı bu meselenin. Sonra "vay efendim bu insanlık nereye gidiyor?" dememek için...

Bir video ile noktalıyorum yazımı. Aylar önce Elif bahsetmişti bu adamdan, izlemek, büyülenmek, heyecanlanmak bugüne nasipmiş.

"Sevmek lazım; deli gibi sevmek lazım; çok sevmek lazım," diyor, ne güzel diyor! :)




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder