Uzunca bi
zamandır yazmak istediğim masalımsıyı Serpil’e doğum günü armağanı olarak yazmıştım. Nasıl mutlu olduk hep birlikte! :) Tabii sonra kıskanan da çok oldu ama neyse! :D
O masalı ve beraberinde gelen ilan-ı aşkımı da burada paylaşayım; bulunsun. :)
24 Nisan 2016
Bir varmış, bir yokmuş… Bu masala iki çokmuş, ortası
yokmuş...
Adına Kâinat
denilen bu kocaman yerde bir Büyük Şakacı varmış, başka da
kimsecikler yokmuş. Büyük Şakacı çok dertliymiş... Kendi kendine de bir şekilde güler eğlenirmiş, fakat yalnızlık çok sıkıcıymış! Bu şakacının en büyük marifeti “Ol!” deyince
olduruvermesiymiş ki onu eşsiz benzersiz yapan da buymuş. Bir gün aklına parlak bir
fikir gelmiş. Yalnız bu
fikir hafiften de patlak olacak ki, sonradan adına Büyük Patlama demişler.
Oyunun tüm kuralları hazırmış. Büyük bir
patlamadan sonra birçok şey var olacak,
adına Dünya denilen
yerde can'lılar yaşayacak, Dünya'ya doğan büyüyecek, doğumundan yıl geçtikçe yaş alacak, yaşlanınca ölecekmiş.
Şakacı
"Ol!" demiş, olduruvermiş. Patlama! Işık... Ve oyun!
Yalnız sanki bir şeyler hâlâ eksik gibiymiş. Burası tahmin ettiğinden fazla mı ciddi olmuş, ne? Bu sırada cümle âlem sabırsızlıkla gelecek
olan mesajı beklemekteymiş. Büyük Şakacı tüm kudretiyle,
ciddi tavrını da hiç bozmadan;
herkes "Ol!" desin diye beklerken, "Oku!" deyivermiş, -orda bir gülme gelmiş ama belli etmemiş- ve cenneti işaret etmiş. Dünyalıların kafası bir hayli karışmış. Zira aralarında bir şey ol'maya pek meraklı olanlar varmış. "Oku
mu? O da nesi? Yok canıım Ol! demiştir Ooo biz
yanlış anlamışızdır"
deyip iyi olmak, daha iyi, en iyi olmak için yarışa girenler
olsa da aralarında, bir kaç tanesi Büyük Şaka'ya aymış ve başlamış kendini ve kendinden gelenleri okumayaaa...
İyi, daha iyi, en iyi ol'mak için uğraşan dünyalılar her yıl yeni bir yaş alır, aldıkça sızlanır, sızlandıkça yaşlanırmış.
İyi olmak ne büyük mesele, ne meşakkatli iş olacak ki
adamı yaşlandırıyor yahu!
Büyük Şaka’ya uyanıp kendini
okumayı akledenler
ise 33’e kadar yaş alıp, sonrasında yalnızca cenneti yaşarlarmış. Yalnız onlara da şaka bulaşmış olacak ki bunu pek çaktırmazlarmış! Şaka'yı anlamayanlar onları da dünyalı
zannededursun, onlar dünyada cenneti
yaşayan ve yaşatanlarmış.
İşte bu
meleklerden birinin adı da Serpil’miş. Sümeyra’nın hayatındaki görevi bu kızcağıza yoldaşlık etmekmiş. Tabii Sümeyra ne anlasın Şaka’dan? Serpil’i de anlamamış zira. Az gitmişler, uz gitmişler. Serpil Sümeyra’ya oku(ya)madığı kitapları hatırlatırmış; bazen de bu kızın dengesizliğini hayretle
izlermiş. Sonunda bir gün Sümeyra da Şaka’ya aymış. :) Tembelliğine yenik düşüp Serpil’in işaret ettiği kitapları okumasa da okumayı az çok sökmüş. Üstelik Serpil
bu dengesiz Sümeyra’ya dengenin ne olduğunu da öğretmiş: Sümeyra okudukça azalıyor, Serpil onu sevdikçe aşka gelip çoğalıyormuş.
Gökten üç elma
düşmüş; değdiği canlara aşk vermiş. Biri Serpil’e, biri Sümeyra’ya, biri de bu masalı okuyanaaa… :)
İçimdeki Leyla’ya selam olsun! :)
Tabii ki hayatımın ilk ilan-ı aşkı değildi bu ve -görünen o ki- son da
olmayacak gibi! :)