Sayfalar

13 Eylül 2016 Salı

merhaba korku

Beni az çok tanıyanlar bilir: Bulunduğum ortamda beni rahatsız eden bir şey varsa -bu şey bi kişi, bi söz, bi sorun olabilir- onu görmezden gelirim başta ve o hiç yokmuş gibi davranırım. Varlığıyla baş edemediğim şeylerin üstesinden gelmek için böyle bir savunma mekanizması geliştirmişim. Hayrını da çok gördüm açıkçası.

İki yıl önce başladığım içsel yolculuğumla beraber keşfetmiştim bu yönümü; tabii ondan sonra bir daha eskisi kadar görmezden gelemedim olan'ı; her ne kadar beni rahatsız etse, keyfimi kaçırsa da...

Kişiliğimizde mi desem içimizde mi desem, bir şekilde bize ait olan, hep bizimle olan ve muhtelif zamanlarda kendini gösteren bazı kilit yönlerimiz var sanırım; yeni yeni keşfediyorum. Bu kilit yönler üzerinde ne kadar etüt yaparsak yapalım, ne kadar yol kat edersek edelim; şekil değiştiriyor, mekan değiştiriyor yeniden karşımıza çıkıveriyor. Önce anlayamıyoruz belki; fakat biraz derin düşünme etüdü ardından zeminde tam olarak aynı kilit nokta olduğu anlaşılıyor. Zira benim bu bi şeyleri görmezden gelme yönümde çok yol kat ettiğimi düşünüyordum, fakat tam iki yıldır ne zaman dara düşsem karşımda tam da bu yönümün uzantılarını görüyorum ve tekrarlıyorum: "yine mi? e hoş geldin madem."

Şimdiiiii :) bu "yine mi? e hoş geldin madem." sözünü alalım, ve biraz daha detaylı bakalım: Öncelikle geleni geldiğine pişman eden bir söz bu; kabul ediyorum. Biraz daha açayım: "Madem geldin, dinliyorum hadi; ne olmamış yine? Neyi öğrenememişim? Neymiş derdim? Anlat anlat tamam dinliyorum!" Bu benim dışarıdan gelen bir başkasına, sevmediğim birine, dışımda görmek istemediğim şeylere verdiğim bir tepki değil. Kaldı ki, öyle bile olsa kabul edilebilir bir yanı yok. Tam olarak kendi içimde var olana, beni geliştirip bir üst versiyonuma taşımak için kendini farklı şekillerde gösteren yönlerime verdiğim bir tepki bu. Şefkatsiz Sümeyra, nolucak!

Bakın şimdi de aynı tepkiyi kendime verdim! Daha da uzar giderdi bu hikaye. Bense hiç bir şekilde yol kat edemeden olduğum yerde sayıklar dururdum. Nitekim -ve iyi ki- öyle olmadı. Birileri bu hallerime benim verdiğim tepkilerin tam tersini verince, bende olana şefkatle yaklaşınca, bana da kendime karşı yelkenleri suya indirmek düştü.

Şefkat kendimde tanımadığım bir yaklaşımdı ve karşılaşınca iyileştirici gücüne hayran kaldım. Çünkü hep güçlü değilim işte; her zaman her şeyin üstesinden tek başıma gelemem; ve şefkate ihtiyacım var iliklerime kadar. Madem ki ihtiyacım var şefkate, demek eksik bırakmışım bunu kendime yaklaşırken. Öyleyse hadi Sümeyra dedim, biraz da şefkatle yaklaş bakalım kendine!

Bunu söyledim ve beklemeye geçtim. Öyle şefkatle yaklaş demekle şefkatli olunmuyor malum...

Şimdi azıcık başa sarıcam; başka bir konuya bağlayıp kaldığım yerden devam edicem. Umarım... :)

Hemen her durumda varlığını bana gösteren sevgili kilit yönümü keşfetmemle beraber bir şeyleri görmezden gelerek aslında onlardan kaçtığımı fark etmiştim. Cık cık cık kaçmak da ne demekmiş? Hiç yakışıyor mu? Sümeyra çok cesur bi kere! Mesela ortamda ateş varsa ve Sümeyra onun varlığından rahatsızsa, ateşin varlığını kabul etmek ne kelime! Sümeyra o ateşin üzerinden yürür hey yavrum heyy; işte öyle cesur! Diye diye korkmadığını zanneden, korkularını korkutmaya çalışan, aslında öyle her şeyden çok da korkmayan (ayrıca her şeyden korkmak da ne öyle? cici kız gibi!) bir Sümeyra olarak varlığımı devam ettirmeye başlamıştım. Şimdi bu iyi, güzel ama öyle her zaman da işe yaramıyor işte!

Kaldı ki; yaramadı da! Atacağım yeni adımlarda, alacağım yeni kararlarda yalnız kalma korkumu iliklerime kadar hissettim geçenlerde. Öyle ki, Gelidonya Feneri'ne çıkıp ormanın içinde Elif'le beraber kamp kurduğumuz gece çadırımızın yanına yaban domuzları indiğinde bile bu kadar çok korkmamıştım! Öyle büyük bir yalnızlık korkusu...

Şu dünyaya yalnız geldiğimizi, her ne kadar bir topluluk içinde varlığımızı sürdürüyor olsak da, en nihayetinde sonsuzluğa yine yalnız gideceğimizi kendime zaman zaman hatırlatırım; ve bi nebze olsun rahatlatır bu düşünce beni. İşte en son hissettiğim yalnız kalma korkumu bu bile dindirememişti.

Adım adım gideyim: Yalnız kalma korkusu denen şey tabii ki bir anda var olmaz. Muhtemelen bu bende çoktaaaan var olan bir şeydi de ben yine varlığından rahatsız olduğum için onu görmezden gelip yerine cesaretimi koymuştum -ya da öyle sanmıştım. Böyle bir durumda, benim gibi bir cesur yürek(!) için yalnızlık korkusunu kabul etmek bile nelerden vazgeçmek demekti! İşte o vazgeçtiğim şeylerin yerini şefkatle doldurmayı tercih ettim bu defa.

Sonrası iyilik güzellik... Yalnızlık korkumdan çıktım yola; korkunun hayatımdaki karşılığıyla da böylece tanışmış oldum. Öncelikle korkmakla korkaklık aynı şeyler değilmiş mesela. Bu ikisini hep aynı kodlamışım bi şekilde. Korkusunu kabul eden kişi artık korkak değildir; bu birrrrr. :) Bu zamana kadar hep burun buruna gelip de görmezden geldiğim korkularıma, o anlarıma şöyle bir dönünce aslında korkunun o kadar da kötü bir şey olmadığını farkettim. Korku da en az sevgi kadar gerekliymiş; bu da ikiiii. :)

Sonunda "iyi ki yaptım!" dediğim şeylerin çocuğuna dönüp baktığımda içinde cesaret görüyorum evet ama azıcık da korku var öncesinde "abi, bindik bir alamete ama hayırdır nereye gidiyoruz?" gibi çok inceden kendini hissettiren bir korku. (tabii o zaman bunun adını korku olarak koymamıştım; şimdi bakınca daha net görebiliyorum.) O şeyi yaptıktan sonra "ne gerek vardı bu kadar korkmaya?" sorusunu yine soruyorum. Ve sanki boşuna korkmuşum gibi hissedebiliyorum ama hayır! O korku attığım adımları kendimden daha emin bir şekilde atmamı sağlıyormuş. Evet, iliklerime kadar korkuyor olabilirim, o korkuyla beraber yürümeyi tercih ediyorum; dediğim zamanlarda ancak asıl amacıma ulaşabilmişim ya da ancak o şekilde yaptıklarımın kıymetli olmuş.

Hiç bir şekilde korkmadığım zamanlar da var. Bir şeyi hiç düşünmeden söylediğim, yaptığım ya da yorumladığım zamanlara dönüp baktığımda; acaba bunu eyleme döktüğümde birilerine rahatsızlık verir miyim, sonunda bir çuval inciri berbat eder miyim diye düşünmediysem sonunda çoğu zaman pişman oluyorum. Bir şeyleri yapmadan önceki bu çekinme halini korkunun bir uzantısı olarak görüyorum. Yine bir şeyi yapmadan önce düşünüyorsam bunun ucu birine olumsuz yönde dokunur mu? diye yani korkuyorsam aslında birine hissel ya da düşünsel olarak zarar vermekten, ve o korkuyla beraber yapıyorsam yaptığımı, yaparken de kolluyorsam sağımı solumu, işte o zaman sonuçları hem benim için daha tatmin edici hem de başkalarına dokunmayan bir şekilde elde etmiş oluyorum.

Beni hiç bir zaman ihmal etmeyip muhtelif zamanlarda tebdil-i kıyafet karşıma çıkan korkuma her zamankinden başka bir karşılama hazırlıyorum bu defa: "E hoş geldin madem" sözündeki merhametsizliğimin yerini biraz şefkatle doldurup onu artık "Merhaba korku" diyerek ağırlamayı tercih ediyorum.

Şefkatin iyileştirici gücüne şükürler olsun. Korkunun hayatımdaki varlığını kabul ediyorum. Korkmadan değil, asıl korkumla beraber yürürsem yürüyüşümün anlamlı olacağına inanıyorum...


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder