Sayfalar

15 Eylül 2016 Perşembe

neyle besleniyoruz?

Et mi, yoksa sebze mi? A a! Yoksa sen hala vegan değil misin?
Organik gıdadan ve öğün yemekten vazgeçmeyeceksin arkadaş! ama arada fast food da yeniyor tabiii...bla bla...

Yo yo; bu yazının bunlarla hiçbir ilgisi yok! Yani... vardır mutlaka da, o kadar yok.

Hayatımızı idame ettirebilmek için beslenmemiz gerekiyor malum. Besini ağzımızdan alıyoruz; dişlerimizle öğütüyoruz; vee... tamam tamam, nereden çıkardığımıza girmicem. :)

Kendimizi ifade ettiğimiz organımız da dilimiz. Duygumuzu, düşüncemizi, öfkemizi, sevgimizi, saygımızı, nefretimizi... biz hep dilimizle ifade ediyoruz. Tabii ki sadece dilimizle ifade etmiyoruz; ama sözsel anlamda, kelimelere ses giydirdiğimiz zaman ilk durağı dilimiz oluyor malum. Şimdi çok saçma bi soru gibi gelebilir (zira aklıma bu soru ve olası cevapları geldikçe çok gülüyorum :) ama hiç düşündünüz mü "abi neden diliyle ifade ediyor insanoğlu kendini? Neden mekanizma böyle?" diye... Neden bu mekanizma burnumuzdan ya da gözümüzden konuşacağımız şekilde kurulmamış da ağzımızın içinden konuşuyoruz?

Bu soru böyle kalsın; bi yerden bağlayacağım buraya. Yani.. umarım :)

Geçenlerde İstanbul'da kurulan "Ekotopya" adında bir topluluğun Facebook sayfasında bir video paylaşmışlar; başlığı da şu: "Ne yiyorsak, Oyuz." Ben videoyu izleyemedim açıkçası; korktum. :) Bu videonun ismi size ne ifade ediyor bilemem ama kendimi bi an kokoreç gibi hayal etmek hiç iyi gelmedi bana; o kadar da ciddiye aldım yani! :))

Bu arada öyle büyük inanıyorum ki bu söze. Hatta bir de ekleme yapmak istiyorum: "Nasıl yiyorsak öyleyiz." diye. Yaşayış şeklimizin, hayata bakış açımızın, olaylara verdiğimiz tepkilerin, ve hatta dışarıdan kolayca izlenebilen beden dilimizden tutalım da çok içimizde olup kimselerin göremeyeceği (ama bazılarının pekala hissedebileceği) en ince karakteristik özelliğimize kadar her ne varsa bizi biz yapan, bir şeyleri yeme şeklimizle doğrudan ilişkili olduğunu düşünüyorum.

Yemek eylemi derken sadece besin almaktan, vücudumuza gıda girişinden bahsetmiyorum tabii ki. Evet, fiziksel olarak bizi ayakta tutması için besleniyoruz. Peki ya bizi şu hayatta tutan diğer besinler? Yediğin içtiğin senin olsun; neyle besleniyorsun, ondan haber ver!

Şu dünyada seni bir sen olarak var eden şey nedir? Nasıl koruyorsun bu "sen"liğini; ve neyle besliyorsun o seni? Çok basit olduğunu düşündüğüm bir döngü aslında: Dilinden ne çıkıyorsa arkadaşım; tam olarak onunla besleniyorsun. Aklından geçen şeyi, ona giydirdiğin sözle var ediyorsun; söyledikçe dinliyor; dinledikçe besleniyorsun. Bu sırada yemeden içmeden kesilsen de hayat devam edecektir senin için. Nasıl mı? Yo yo, hayat hep böyle değil; kadere de bağlamıcam açıkçası. E nasıl olacak, öyle ya da böyle beslenmeye devam ediyorsun da ondan! Her zaman böyledir gibi bir iddiam olmamakla beraber çok da emin olduğumu söyleyebilirim. Aksini iddia eden olursa da muhabbete, farklı fikirlere açık olduğumu böylece belirtmiş olayım.

Ne kastediyorum?

En çok ne söylüyor dilimiz? En çok nelerden şikayet ediyoruz mesela? Birileri bize "amma şikayet ettin ha!" dediğinde "yo yo, şikayet etmiyorum ben sadece olanı değerlendiriyorum," gibi tepkiler veriyoruz ya bazen, ve diyelim ki gerçekten öyle, işte o değerlendirmeyi yapmak bizde tam olarak neyi besliyor? Birileri hakkımızda bir şey söylediğinde önce onu dinleyip anlamaya mı çalışıyoruz, yoksa savunmaya mı geçiyoruz? Anlamaya çalıştığımızda beslediğimiz şey tam olarak nedir? Ya savunmaya geçtiğimizde hangi yanımız besleniyor? Savunmaya geçmiyorsak da nasıl tepki veriyoruz bize o eleştiriyi yapana? Ya da bize övgüler yağdırana? Dedikodu yaparken hangi yanımıza "hadi hadi, bunu da ye kalmasın!" muamelesi yapıyoruz mesela? Peki hiç sevmediğimiz ama yanında onu seviyormuş gibi yaptığımız biri hakkında konuşurken "ama söylemezsem arkamdan ağlar!" diye dilimizden çıkıveren kelimeler neremizi besliyor tam olarak? İşte o seviyormuş gibi yaptığımız kişi yanımıza geldiğinde onun için seçtiğimiz o yağlı yağlı sözcükler hangi tarafımıza fazlalık olarak ekleniyor acaba? Mutluluğumuzdan mı besleniyoruz? Olmazsa olmaz dediklerimizin bize gösterdikleri sevgilerinden mi besleniyoruz yoksa? Ya da umutsuzluğumuz mu besliyor bizi, bu zamana kadar olmayanlar ve bir daha da hiç olmayacaklar? Olması gerekenlerle mi besleniyoruz ya da, sürekli yapmamız gerekenleri sayıklamaktan mı ibaret tüm muhabbet anlayışımız?

Tam tersinden bakacak olursak da sorular şu şekilde değişiyor (hemen hemen aynı yere çıkarıyor aslında ama sağlaması olsun diye paylaşasım var):

Nasıl ve niçin yiyoruz yediğimiz yemeği? Hızlı hızlı mı yemeyi tercih ediyoruz mesela; ya da öyle hızlı yiyoruz ki bunu tercih edip etmediğimizin bile farkında değil miyiz? Yoksa neredeyse sindirme işlemini bile ağzımızda yapacakmışçasına yavaş yavaş mı yiyoruz? Sadece doymuş olmak için mi, sağlıklı beslenip vücudumuza yararlı katkıda bulunmak için mi, yoksa yemek yeme eylemi bile başlı başına bir haz kaynağı mı bizim için? Etrafımızda kim var kim yok düşünmeden ağzımızı şapırdata şapırdata mı yiyoruz mesela; yoksa etrafımızdaki kişilerin ağzımızın içinde istem dışı oluşuveren sesten en ufak bi rahatsız olma ihtimali bile düşündürüyor mu bizi?

Bu soruların her birinin cevabı şu hayatı nasıl yaşadığımıza dair öyle güzel ipuçları veriyor ki... İşin en enteresan yanlarından biriyse cevapların hiçbirine doğru-yanlış penceresinden bakamamamız bence. Tamam bana kalsa hiçbir şeye doğru-yanlış penceresinden bakmayalım; ama burada başka bir şeyden söz ediyorum. Şöyle ki... Mesela ben şikayet etmeyi sevmem. Hatta biraz daha ileri gidip şikayet eden insanı ve şikayetin çok olduğu ortamları da sevmem. Şimdi bu yanım şöyle dursun. Yemek yiyen birine "arkadaşım, neden yiyorsun?" diye sorar mıyız? Çok anormal bir durum yoksa sormayız. Diyelim bulunduğum ortamda şikayet eden biri var. Artık biliyorum ki, insanların yemek yemek kadar doğal bir şekilde gerçekleştirdikleri başka bir beslenme biçimleri daha var, onları bu dünyada var eden, ya da öyle zannettikleri, belki farkında bile olmadıkları. Görüyorum ki şikayet etmekten besleniyor bu kişi. Tutunabileceği başka bir şey kalmamış; ancak şikayet ettiği sürece o ortamda var olabiliyor. Şimdi ben bu adama "abi bak yanlış yapıyorsun, şimdi sırası değil; burası hiç doğru ortam değil" diyebilir miyim? Dersem de göz göre göre önünden yemeğini almış kadar olurum; değer mi?

İç dünyamızda her ne kadar karmaşadan kurtulamasak da, dış dünyamız da savaştı siyasetti derken öyle çok iç açıcı görünmese de; dünyaya şöyle bir yukarıdan bakacak olsak, sadece dönüyor mübarek. (Laf aramızda, bu sakinliğini bazen fazlaca sinir bozucu buluyorum. Dön dön nereye kadar!) İnsan olarak evet baktığımızda çok muazzam ve karmaşık bir yapımız var. Ama tek bir şeye bağlı bir an sonramız: Nefes. Nefes al - Nefes ver! Al - Ver! Nefes alarak başladığımız hayat, son nefesimizi vermemizle bitiyor ya; işte tüm varoluşu bu kadar basit bir döngüyle tarif edebileceğimize inanıyorum: alma-verme döngüsü. Alıyoruz; besleniyoruz ve geri veriyoruz. Sonra yine alıyoruz ve döngü devam ediyor; ta ki son nefesimizi verene kadar.

Şu bir nefesçik ömrümüzde almayı tercih ettiklerimiz neler? O aldıklarımız hangi yönlerimizi besliyor ve nasıl? Beslenen o yönümüz nasıl öğütüyor aldığını? Hangi işlemlerden geçiriyor içimizde, zihnimizde? Sonra ne şekilde geri veriyoruz aldığımızı? Ve o verdiğimiz şey, yani aldığımız besinin bizde işlenmiş hali, neye hizmet ediyor? Bir başkasının da sağlıklı beslenmesine mi, yoksa zehirlenmesine mi?

Almayı tercih ettiklerimiz dedim, evet hayatımız kendi seçimlerimizden ibaret. Kahvaltıyı simitle geçiştiriyorsam da benim tercihim, güzel bir kahvaltı hazırlıyorsam da. Yok, arkadaşım sabahları poğaça yiyor diye ondan etkilenip ben de poğaça yemeye başladıysam; bu durumun arkadaşımla hiç bir ilgisi yok; yediğim yine benim tercihim. (Bu yediklerimize yediğimiz naneleri de ekleyebiliriz tabii!)

Pekiii, sen neyle besleniyorsun arkadaşım?




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder