Sayfalar

5 Temmuz 2018 Perşembe

"dön"üşüm

Dönüyorum... Eteklerim uçuşuyor etrafımda; doğru-yanlış demeden, sağı-solu görmeden, nereden dönüp nereye döndüğümü bilmeden dönüyorum... öylece, kendi halimde...

Kendi eksenimdeki her bir dönüşüm sonucunda yeni bir farkındalık atağı meydana geliyor; bu atakların ilmek ilmek dizildiği ömür örgümse kendi eksenimde dönerken aynı anda başkalarının (insanlar-olaylar-şeyler) etrafında dönmem sonucunda oluşuyor, yani dönüşüyor... Peki hikaye bu kadar mı? Değil. Nitekim bu yalnızca benim şimdilik görebildiğim...

Bundan birkaç ay önce sorsalar "ömür nedir?" diye, şüphesiz şöyle sıralardım: Ömür bir yoldur; bu öyle bir yol ki biricik, tek... Yol dediğin yürümekle anlam kazanır. Yürümekse başlı başına ayrı bir hikaye... Yürürken önüne taşlar çıkacaktır; eh bazen yol engebeli olacaktır. Çıkan taşların üzerinden geç; daha iyi niyetli biriysen kenara al ki ardından gelen takılmasın... Hep yürü; rağmen yürü; yine de yürü... Yürü Sümeyra yürü... Oku Sümeyra oku... Daha da okurdum ama bu hikayeyi hemen hepimiz zaten biliyoruz.

Sonra bi dönem (ah ne güzel kelime!) oldu ve dedim ki kendi kendime "Bu yol yol değilmiş meğer; yani baya baya yol değilmiş; yol yokmuş! Çık madem yoldan Sümeyra, yol bildiğin ne varsa geç oralardan; bırak!" Öyle de oldu. Çıktım o yollardan birer birer. Bırakamadığım tek bir yüküm kalmıştı: yürümek. Yürünen her yer yol oluyordu en nihayetinde. Yoldan çıktığımda da yürüdüğüm yerler kendimce birer yol olmuştu; yine tekti, biricikti; ve nitekim bıraktığım yollardan farksızdı.

Yolculuk muuu, yol-suzluk mu? Yürüsem miii, sürünsem mi? Gitsem miii, kalsam mı?
"Eee, pardon, bu yol nereye gider?" 

***

Dünyanın düz olduğuna inanılırmış eskiden, gidip gidip bi yerden sonra düşüleceğine. Yuvarlak olduğunu söyleyene ne işkence yapacaklarını şaşırmışlar falan... Ben de hep yuvarlak olduğuna inandım; bi kere bilim denen bi şey var en nihayetinde. Ve 21. yüzyılda bile dünyanın düz olduğunu söyleyenler olduğuna bir türlü inanamadım...

O gidip gidip düşenlerden biri benim işte! Yürüdüm, yürüdüm derken hopp! mükemmel boşluk.
yol? yolda olmak? yoldan çıkmak? yürümek? attiiii! :)

Ne zaman ki kendimi yola başladığım yerde gördüm; senelerdir ne yapmakta olduğumu, neyime kör olduğumu gördüm: dönüşüm! Dönüşüm, yani benim dönüşüm... Öyle değişerek, devinerek değil... Sürekli dönerek, başladığım noktaya geri dönerek dönüyor oluşum...

Yolda giderken ne zaman yönümü şaşırsam ve geri dönmem gerekse dönmezdim hiç. Yine de devam ederdim yola, uzatır uzatırdım; ta ki varana kadar. Varınca da sevinirdim boşuna dönmedim geldiğim yolu diye... Meğer geldiğim yolu geri dönmekmiş asıl mesele...

Yolda olan herkesin bir bildiği varmış, gördüm. "Senin yolun benimkinden ayrı" diyenler oldu; duydum; kahroldum. "Yol dediğin birdir, aynı yere çıkmaz mı tüm yollar? Ne ola ki bu ayrı gayrı yol dedikleri?" diye sorunca kendiliğimden buldum: Yolu olanın doğrusu-yanlışı, haklısı-haklısı, aldığı-verdiği netmiş... Bu netliğe "duruş" demişler. Yok mu benim doğrum, yanlışım? Var elbet. Fakat hepsi birbirinin içine geçmiş... Beni görenler bir yolları olan kimselerse bana "net bir duruşu yok" demişler... Yolu olanlar haklılar da... Duruşum yok benim; dönüyorum...

Bildiğim varsa bilmediğime, bilmediklerim varsa bildiğime dönüyorum. Dönerken neyi biliyorum, neyi bilmiyorum; unutuyorum. Ne zaman dönmeyi bırakıp bir duruş giymeye kalksam üstüme; uymuyor bedenime, ruhuma; bu kez başım dönüyor, düşüyorum. Tek bir iyide, tek bir kötüde, tek bir güzelde, tek bir çirkinde, tek bir tarafta, tek bir noktada, biricik-bana has kendi yolum dahi olsa tek bir yolda duramıyor; dönüyorum. Ben döndükçe her biri birbiri içinde kayboluyor; yalnızca seyrediyorum.

Bir yolda, kendi belirsiz-kimsesiz yolumda yürüdüğümü sandığım zamanlarda aştığım şeyler vardı hayatımda. "Bu dağları, tepeleri aştım ben çoktan" derdim. Yürümenin şanındandır. :)
Dönmek başka bir şeymiş: içinden geçmekmiş yolda karşıma çıkan taşların, dağların, denizlerin... kaybolmakmış içinde benden ayrı görüyorum diye dışımda sandıklarımın... erimekmiş dönmek... yanmadan erimek... yanmak isteyerek... offf!

Dönüyorum... Eteklerim uçuşuyor etrafımda; doğru-yanlış demeden, sağı-solu görmeden, nereden dönüp nereye döndüğümü bilmeden dönüyorum... öylece, kendi halimde...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder