Sayfalar

3 Ocak 2020 Cuma

ayna


çok çabuk unutuyorum.
acıyı, kederi, hüznü, sevinci, niyetimi, sevdamı, bilgiyi, öğrendiklerimi, deneyimlerimi, yolumu, yolculuğumu, yolcu olduğumu...

yolculuğun başladığı ilk zamanlardan seyirde hocam Sibel Bilir'in söylediği bir şey vardı: "Bir şeyden-insandan-durumdan rahatsız oluyorsan şayet orada, kendinde görmen gereken bir şey var olmalı." öyle ya, iki gözüm var dışarı bakan, fiziksel olarak yalnızca dışarda olan biteni görebilen baktığı sürece. bende olanı görebilmem için bir aynaya ihtiyacım var. insan ilişkileri devreye giriyor tam da bu noktada. olanla ve kendimle ilişkimi aynalaması için.
bu bilgi hayatıma girdikten sonra epey bi süre rahat ettim ilişkilerimde. karşımda ne görüyorsam bende bir karşılığı olduğundan öyle emindim ki.

biri benim seçimlerimi sürekli sorguluyor, sorular sorarak beni darlıyorsa; başta ne kadar öfkelensem de o birine, bu bilgiyi referens alarak durup bir düşündükten sonra seçimim konusunda içsel olarak emin olmadığım yerler olduğunu görüyordum mesela.

güvenmiyorsam birine bazı konularda, onun da bana güveni olmadığını görüyordum sonunda olan biteni izleyince. belki güveni aradığımız yerler farklı, ama temelinde ihtiyaç aynı işte.

mükemmeliyetçi insanlara ısınmam zaman aldı hep. hep de şikayet ettim "bu kadar kasmaya ne gerek var abi" diye diye. sonra bir gün, benim bir mükemmel insan kriterim olduğuna aydım. şöyle ki... bana göre de herşeyi eksik yapan insan tapınılasıydı belki ve öyle bir insan benim mükemmelimdi. mükemmeliyetçi biriyle didişmemin sebebiyse temelinde "senin mükemmelin değil benim mükemmel daha mükemmel işte hıhh" anlayışımdı.

bunlar rahatsızlık duyduğum şeylerin bana nasıl güzel ayna olduğuna dair bir kaç küçük örnek.

bir de insanın yaptığı işin ona ayna olması meselesi var.

kendimde bunu görmem pek kolay olmuyor çünkü benim bir yanım sıkı bir işkolik. diğer yanım sağlam işgüzar. bir diğer yanım bi o kadar boş vermiş ve umursamaz. ve yine dışarıya bakarak farkına vardım bu iş-ayna ilişkisinin.

istanbul'da yaşarken birilerine hep iş bulurdum. part time, full time, kısa süreli ya da ömürlük. işverenin çalışana, iş arayanın paraya ihtiyacı var. buluşsun işte bu iki kişi! nitekim biri gelir iş arıyorum derdi mesela. bağlantıları kurup referans olduktan sonra o kişiye iş görüşmesine bile gitmediğini duyardım bi yerden. sonra anlardım ki aslında o kadar çok istemiyormuş bu işi. dili başka söylerdi, inanırdım. anlayamazdım neden gitmediğini görüşmeye. oysa niyete ayna olan eylem işte. şimdi ne kadar net görüyorum, ya gerçekten istemediğini ya da o işe uygun olmadığını.

aynısını gün içinde de çok gözlemliyorum. biri yapmak istemediği bir işi yapıyor olsun. eli ayağı birbirine dolaşıyor. elinden bir şeyi düşürüp kırıyor. en çok kendine ya da işe bir şekilde zararı dokunuyor. ve hemen görüyorum bu kez bu iş ona göre değil.

bunlar bana da güzel ayna oluyorlar. bir iş yaparken ne zaman elim ayağıma dolaşsa anlıyorum ki bir durup izlemeliyim ne olup bittiğini önce. ya o iş bana göre değil ya da o an bunu yapmamın kimseye bir faydası yok. tabii karar vermek her zaman bu kadar kolay olmuyor. hırs ile ısrar edersem o işi yapmakta ya bir bardak kırılıyor ya elimi kesiyorum. işaretler sağlam geliyor.
bazen de tekrar denemekte fayda var tabii. öyle işler de çok oluyor. o zaman dengemi bulduğum yer hırs ayarım benim. tekrar denemeyi hırsla mı, ısrar ederek mi istiyorum; yoksa şartlar buna gayet uygun ve içimden öyle geldiği için mi? kendimi azıcık dinlesem bu ayarı tutturmam zor olmuyor.

***

şu günlerde ayna konusu epey gündemimde. zira doğumdan beri kime baksam kendimi görüyorum. bir insanın benimle ilişki kurma biçiminden, bulunduğumuz ortamda var olma haline kadar birçok davranışında benim izlerim var sanki. ne garip.

bunu ilk ailemle ilişkimde deneyimledim. ben hep şikayet ederdim bizimkilerin beni sürekli arayıp ne yaptığımı, güvende olup olmadığını merak etmelerinden. ve isyan ederdim büyüdüm gayrı kabul edin diye. doğumdan sonra eve döndüğümde yanıma geldiler. o gün, bir şeye uyandım her nasılsa. bu seneler boyunca ne kadar da küçük kız çocuğu kafasında kaldığıma. bana bakın, beni sevin, beni önemseyin, bana ilgi-şefkat-sevgi gösterin diye diye gözyaşları döken küçük kız çocuğunu gördüm içimdeki. sonra anne-baba bakın ben büyüdüm dediğimi hatırlıyorum içimden, ve kendi ihtiyaçlarımı kendim karşılayabiliyorum.

o gün bugündür ne ben gözü yaşlı küçük kız çocuğuyum, ne ailem merak içinde ne halde olduğuma dair. gül gibi geçinip gidiyoruz sınır ihlali yapmadan, zorlamadan.

daha bir sürü hikaye çıkar bu konudan. bazen hayretle izliyorum aynalarımı, aynılarımı. bazense şaşırtmıyor gördüklerim artık.

çok çabuk unutuyorum demiştim.
birbirimize yaptığımız aynalığa dair bir bilgi hep var içimde. unuttuğum zaman o yol artık yol değil çile olmaya başlıyor. omzumda taşıdığımsa yanlış bakış açımın, eğri büğrü zeminlere kurulmuş ilişkilerin acımasız yükü.

hatırlayınca rahatlıyorum. böylece yol daha yürünür bir hale gelmiyor ama yüksüz yürümenin keyfi bir başka hani.

neyi merak ediyorsam içimde.
içimde göremiyorsam tam karşımda. ayna bunun için var.

ve aslında cevap her yerde. bakabildiğimce, görebildiğimce.




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder