beş yıl önce, duvarlarımı görerek başladım bu yolculuğa. hatta kale demek belki daha uygun. dış mihraklardan kendimi koruduğum, bir tehdit karşısında kendimi savunduğum, gerektiğinde saldıraya geçip ateş açtığım, hayatımı bi şekilde idame ettirdiğim güvenli bir kale.
sonra o kalenin, her saldırıya geçtiğimde canımı yaktığını fark ettim. çünkü saçtığım ateş duvarlardan sekip bana geri dönüyordu. düşman dediğin çeşit çeşit. biri bitse bi başkası geliyor. kale sadece işini yapıyor. ama "ben tek, siz hepiniz" kafasıyla nereye kadar yaşanır ki?
o kaleyi ben örmüştüm. insan bazen kendini kısa zamanlı tehlikeden korumak için uzun ömürlü (olduğunu fark etmediği) işlere girişir. kale bunun en güzel örneği. ölmemek için kaleler inşa etmiş adamlar ve ölmüşler, fakat duruyor kaleleri. ve birileri de müze yapıyor hatta onlardan, yıllar yıllar sonra. ibret olsun diye galiba insanlığa.
sonra baktım dışarısı ışıl ışıl. ve çok sıkıcı tek savaşmak. karışayım dedim o başkalığa. belki barışırım da. indirdim duvarları. oldu bu. ve karıştım. ve eğlendim. çok da ağladım. başka başka hallerini gördüm insanların, hepsinin içimdeki bir sümeyra'ya karşılık geldiğinin farkındaydım. sevdim, nefret ettim, uğraştım. en çok kendimle.
şu hayatta tek bir hata yaptıysam eğer, o da "bununla bitti" sanmam olmuştur. öyle ya, bitmiş olsa çoktan ölürdüm. hala yaşıyorsam devam ediyor demek bu yolculuk.
kabuklarım peydah oldu sonra. katman katman. üzerime yapışık. türlü türlü kabuklar. e yaram var çünkü. ezelden yaralı. kimbilir kimlerin yarası bana aktarılan. ve almışım da üstüme hani. içime işlemiş. iyi haber, yara iyileşirken kabuk tutar. gördüğüm her kabuk iyileşmenin habercisi. canımı yakarak da olsa, uzun zaman geçmesi de gerekse. geçecek işte yaralar ve soyulacak bu kabuklar. şifa ise niyetim.
bu yaraları görmeden ettiğim şifa duaları kabul olmuş olsa gerek. doğrudan kabukların soyulmasına uyandım. ve devam ediyor yolculuk. kabuklar bir bir soyuluyor. acı. gerçek. tatlı. kaotik. anlatmaya çalışsam milyon yorum dökülür dilimden. hepsi de eksik kalır. gerçek, kabukların soyuluyor olduğu. hakikat, aslında çırılçıplak olduğum. geldiğim gibi, gideceğim gibi. gerisi sadece elbise. gerisi sadece yorum.
gebelik sürecimde gerçekliğim yerle bir oldu. hormonal bi süreç işte. sentetik bir hap almışım da kimyam darmaduman olmuş gibi. gerçek ve sanal birbirine karıştı. dağıldım.
sanal bir şeyleri gerçekmiş gibi algıladığım da oldu çok. zihnin kendini var etmek için oynadığı türlü oyunlar. oyuncak olmak da varmış bu hikayede. gerçek-miş gibi.
"gerçekmiş gibi" bir şemsiye olsun hadi. yağmur, hakikat. o şemsiyenin altında türlü -mış gibi yüzlerim olmuş. şemsiyeyle güvendeyim. artık ıslanmıyorum diye yağmur yağmıyormuş gibiden, nefes alıyorum diye yaşıyormuş gibi yapmaya kadar her renk ve çeşitte türlü maske. hepsi çantamda. şemsiye de var. biz burdan yürürüz.
şemsiye bi kayboldu sonra. sanki ilahi bir güç "alıyoruz şemsiyeni, illa bişey tutacaksan al bebeğini tut" dedi. tuttum. artık şemsiyeye gerek de duymuyordum.
kaleden sonra bi şemsiyem vardı sığınacak. bir rüzgar esse uçardı falan ama iyiydi. tutunacak bir o kalmıştı. yok şimdi. bebek de yok. kaldım mı ıslak ve kokuşmuş maskelerle başbaşa!
maskeleri de ben ördüm. gidip şemsiyeyi alan da ben. gerçeklerden korunmak için, acımamak için, daha sevimli-tatlı-hoş göründüğümü sandığım için. ve bebeği için için isteyen de ben. belki tatmadığım duygu-his kalmasın diye. açgözlülük bi nevi. elimdekiyle yetinmemekten belki.
şimdi yaraları olan, bazıları kabuk tutmaya başlamış olsa da, içerde daha neler saklı olduğunu bilmeyen bir sümeyra var burda. doğumdan sonra ne zamandır çıplak hissediyordum kendimi. ve bir utanç bununla birlikte. maskeleri yanımda götüremem, kimselere veremem. kaleye geri de dönemem. öylece, ortalıkta.
gerçek, yaşamak için illa birilerine, bir şeylere ihtiyaç duyduğum.
hakikat, aynı anda kaç kişi olursam olayım aslında tek başına olduğum.
bu süreçler boyunca çok kelime döküldü dilimden. anlatmaya çalışan halimi. hepsi bir parçasıydı yaşadığım şeyin. ve işin tuhaf yanı, birleştirsem hepsini bir bütün etmezdi.
tüm bunlardan sonra çok net bildiğim, göründüğüm gibi değilim. içimde olanın olduğu gibi göründüğündense çok eminim.
bu zaten hep böyleydi. yeni fark ettim.
hakikate hoş geldim.
görebildiğim kadar, tadabildiğim kadar.
hakikate hoş geldim.
görebildiğim kadar, tadabildiğim kadar.
***
geçen gün elimin üstüne sobanın kapağı düştü. önce cildim soyulup açık yara oldu, türlü ilaçtan sonra kabuk bağlıyor şimdi. bu yara sadece sobanın yarası olsa canımı acıtırdı. çok daha fazlası olduğundan belki, bu kez sadece yaşıyorum acısını. söylenmeden. ah vah etmeden.
okuyabildiğim kadarıyla bu yaranın ardında
aman başkalarına rahatsızlık vermeyim'lerim, daha çok daha çok çalışayım'larım,
sorumluluk algıma yapışmış sorunlu kodlarım,
aceleciğim, umursamazlığım var.
belki daha fazlası.
aman başkalarına rahatsızlık vermeyim'lerim, daha çok daha çok çalışayım'larım,
sorumluluk algıma yapışmış sorunlu kodlarım,
aceleciğim, umursamazlığım var.
belki daha fazlası.
her gün bakıp ibret alıyorum.
belki ancak böyle böyle yaralardan ve kabuklardan katman katman arınıyorum.
belki ancak böyle böyle yaralardan ve kabuklardan katman katman arınıyorum.
daha ne çok açık-gizli yaram var kabuk bağlamayı bekleyen bilmiyorum.
niyetim, yaram var diye diye kendime ve başkalarına acınmaktan vazgeçmek. şifa gelecekse buyursun böyle gelsin. bekliyorum.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder