"İçimizin eski hükümdarları hiç fark etmeden bizi devralıyor. Bir bakmışsın düşmüşsün; bir bakmışsın kalkmışsın. Bu savaşın bir kısmı çok zor geliyor. Bitsin istiyorsun; ölmek istiyorsun. Ama bir kısmı da ilham veriyor: Doğru olanı yapmak; evrenin evrimine hizmet etmek istiyorsun."Hamsa Kerem Saraswati; Yoga'nın Sırları sabah sohbetlerinden bir alıntı
bir ~ niyet |
pazartesi akşamı, sunak başında dualarla, zikirlerle, niyetlerin, sankalpa'nın ve sadhana'nın hatırlanmasıyla başlıyor inziva;
bismillahirrahmanirrahimrahman ve rahim olan'ın adıyla
salı sabahı hamsa'nın bhagavad gita okumasıyla devam ediyor. "bu bir iç savaş" diyor hamsa.
arjuna'nın yıkılışı: kolay yol ile doğru yol arasındaki ince çizgide duran arjuna, krishna'nın rehberliğini güçlü bir orduya tercih ediyor. o rehberliği taşımak tahmin ettiği kadar kolay olmasa gerek ki arjuna'nın yıkılışına şahitlik ediyoruz ilk derste.
ders devam ediyor. henüz gün doğmamış. kapı çalıyor. can ve açelya karşımda. inzivamın başlangıcını mühürlüyoruz sanki birlikte. pınar ile su gibi akarak gidiyorlar doğuma.
kızkardeşlik mumu yanıyor, yanıyor...
om tare tuttare ture sohagreen tara'nın desteği açelya ile birlikte olsun
doğum oluyor; asya kız geliyor dünya'ya.
üç ~ döngü |
yeniay ile birlikte ay döngümün başlamasının da ilhamıyla bu resim dökülüyor ellerimden..
kulağımda ses rehberim berna'nın sözleri: "ruhun sana ne söylüyor? ruhun ne şekilde ifade buluyor?"
ellerimi kağıda teslim ediyorum.
tek enstrüman bedenim; tek malzeme, bedenimden gelen. ilham ay döngümden; dile gelense ruhum...
resmin adı: h a t ı r l a 🩸
ruhun bu dünyayı deneyimlesin diye bedenin içine konduğunu hatırla
bedenin, ruhun sonsuzluğunu ve sınırsızlığını içinde barındıran sınırları belli ve ölümlü bir kap olduğunu hatırla
ruhun ihtiyaçsızlığını, bedenin dünyevi ihtiyaçlarına nasıl da hapsettiğini hatırla
bedenin bir araç olduğunu hatırla
bedenini doyurmak da amaç değil, aslolana varmak için bir araç sadece..
hislerini hatırla
bedenin sana "yapma" dediği halde yaptıklarını,
ruhun sana "ol" dediği zamanki kaçışlarını hatırla
eylemlerin ruhun dile gelişi mi, yoksa nefsin mi? eylemlerine nefes katmayı hatırla
sonsuz huzurun,
bedenin ve ruhun birlendiği eylemlerde olduğunu;
aşksız olan bedenin bir cesetten ibaret olduğunu hatırla
aşksız olan eylemlerimle çektirdiğim tüm acılar için senden özür dilerim ruhum
aşksız olan eylemlerimle çektirdiğim tüm ıstırap için senden özür dilerim bedenim
sümeyra'nın manası geliyor aklıma,
-aşk uğruna her şeyini feda eden kadın.
ismin kadar olamadın sümeyra!
aşksızlık. aşkın yokluğu. ışk yoksulluğu da denebilir..
bir eylemde acelecilik, hırs (ısrar), şehvet, açgözlülük, sabırsızlık varsa aşksızdır. oldukça net değil mi? yazarken öyle de, yaşarken değil işte:
çok aşktan, saf aşktan ve sevgiden olduğunu sandığım bazı eylemlerimin şehvet güdümlü olduğunu fark ettiğimde soğuk su etkisi yaratmıştı hücrelerimde...
böyle sinsi işte nefs dedikleri
nefes yokluğunda beliren hani
beş ~ soyun |
her gün filiz'in kadınlar şifadır'ıyla,
hamsa'nın yoga sutra okumaları ve bilge sözleriyle yıkanıyorum.
filiz benim için, zor zamanlarda "almayı, alan olmayı" hatırlatan bir tanrıça. "inzivanın içinden ses vermek istersen buradayım" diyerek tüm mevcudiyetiyle gönlümü kat kat açıyor; ve çok eminim ki kitabı suretinde hep yanımda.
hatice'nin bilge rehberliğinden "kadim bilgilerle hayat" kursuyla yararlanıyorum; ayurveda giriyor deneyim dağarcığıma. öğrendiklerimi uyguluyor, bana kattıklarını hayretle seyrediyorum.
begüm'ün bilge rehberliği "varoluşla bağlantı" kursuyla var oluyor yolumda. yolculukta ateşin, suyun, havanın, toprağın gücü ve şifasından destek istemeyi hatırlatıyor sıkça. atalar diyor, doğa diyor. varlığımı en köklerden en uçlara gözden geçirmeme vesile oluyor: varoluş farkındalığı. sahi, böyle bir şey var mı? :)
hepsi çok kez duyduğum, bildiğim şeyler ama yine de ilk kez duyuyormuşçasına can kulağıyla dinliyorum. her birini daha önceden duyduğum kelimelerin ötesinde başka şeyler duyuyorum bu kez. buna şaşırıyorum.
her gün dinlediğim, tekrar ettiğim derslerde sayfalarca not alıyorum. ben hiç not alarak ders çalışmadım ki! kendimi hayretle izliyorum.
burası aynı zamanda bildiklerimden soyunma evresi.
ertesi gün meydana çıkacağımı bilmeden, kabuklardan, bildiklerimden, çoğunlukla bile isteye, bazen de bilmeden giyindiklerimden bir bir soyunuyorum.
yedi ~ meydan |
geceden sabahın ilk saatlerine dek belliydi. zorlu başladı ve öyle devam etti. soyunup yatmıştım ve bir huzursuzluk vardı. günlerdir beklediğim fırtına sonunda gelmişti. uyandım, ama ne giyinsem bilemedim. sunağımın başına, pratiğime geçtim.
yedi başlı canavarlar, üç başlı yılanlar, zebaniler, şeytanlar. ah ne büyük savaşlar! midem bulanıyor; sabahtan beri geçmek bilmiyor. kriya'yı keşke bugün yapsaydım, diyorum. "hamsa'yı ara sor ve gerekirse tekrar kriya yap, sonsuza dek kus ve çıksın içinde ne varsa," diyen hırsı susturuyorum. sustuğunu sanıyorum; "hamsa ilk gün yap dedi diye illa ilk gün mü yapman gerekirmiş kriya'yı, istediğin zaman yaparsın, kime ne!" diyen kibir başlıyor bu kez.
ordan serzenişler, burdan keşke'ler, eski sevgililer, anılar, söylenmemiş sözler teslimiyet sınırlarımı zorluyor. gözlerimi kapatıyorum; kapatamıyorum. şu iki gözümü kendi irademle kapatamıyorum. nefes egzersizim bölünüyor. yutkunuyorum. baştan başlıyorum. ve yine baştan ve yine baştan.
avaz avaz haykırıyorum: z o r l a n ı y o r u m !
fonda "sen derviş olamazsın" çalıyor.
can kaydetmiş. can'ın rehber varlığı da benimle, burada işte.
dervişlik der ki bana, sen derviş olamazsın,gel ne diyeyim sana, sen derviş olamazsın.derviş bağrı taş gerek, gözü dolu yaş gerek,koyundan yavaş gerek, sen derviş olamazsın.döğene elsiz gerek, söğene dilsiz gerek,derviş gönülsüz gerek, sen derviş olamazsın.dilin ile şakırsın, çok maniler dokursun,vara yoğa kakırsın, sen derviş olamazsın.kakımak varsa eğer muhammed de kakırdı,bu kakımak sende var sen derviş olamazsın.doğruya varmayınca, murşide ermeyince,hakk nasip etmeyince, sen derviş olamazsın.derviş yunus gel imdi, ummanlara dal imdi,ummana dalmayınca sen derviş olamazsın.
kabul geliyor: ben derviş olamam. pratikte mükemmeli arayan tarafım yerle bir oluyor göz yaşlarımla. saatlerce bu ilahiyi dinliyorum. saatlerce ağlıyorum.
ve kabul ediyorum:
sen derviş olamazsınsen hakk'ı bulamazsın
ve yakarıyorum:
huu mevlam, huu mevlamaşkını bize ver mevlam
gözümde yaş, ellerim titriyor karanlığın da karanlığında..
tam orada tuncay nefesinden yine yunus dizeleri düşüyor önüme:
andan beri kim ışkın benimle yoldaş oldurahman yoluna beni göstermeye baş olducanım üzere durdu rahman çerisin derdişeytan ilini vurdu key yağma taraş olduışk nefs iline aktı ne buldu ise yaktıkibir kalesin yıktı anda çok savaş oldu
bu dizeleri de çalıp söylemeye çalışırken hala karanlık ortalık... sesim yetmiyor. söyleyemiyorum. derken bir sonraki parçaya geçiyor tuncay: dost eren'in "efendim"i
dost yüzün ayan gördüm sır haberlerin sordumdedi gizli bilmezsin...
eren dostun bestelediği ilahiyi seslendirmek nasip oluyor ve daha önce çalamadığım minör akorları ardıardına sıralıyorum o gün.
ışk oldu elim değdi gösterdi doğru yolumhakk'a şükür ki halim bayağıdan hoş oldu
müzik ile usuuul usul geçerken o meydandan, yedi rehber ruh yanımda, benimle. yolculukta tek başımayım ama asla yalnız değil. onlar ne söylese yapmaya hazırım. doğumdan sonra ilk kez gerçek anlamda rehberlere teslimiyeti deneyimliyorum sanırım. şükürler olsun varlıklarına.
gözümde yaş, kalbimde ferahlıkla vuruyorum tellere
eren der dünyada hoş sada kalsamcanımı canına katsam efendim
anılar da bir gün terketse benigül yüzün aklımda kalsın efendim
dokuz ~ örtün |
savaş dindi. meydan duruldu. herkes yerli yerine döndü ve ben, tek başınayım. bu çıplaklıkta bana iyi gelmeyen bir şeyler var.
on ~ kandil |
ışık. kutsal gece. regaib; bir şeyi arzulamak, ona doğru meyletmek; ona ulaşmak için çaba sarfetmek kökünden geliyormuş. yeni bir bilgi ekleniyor kelime dağarcığıma. sadhana'mın regaib kandili ile bitmesi şaşırtmıyor.
son gecem
o gece yoga nidra dersinde hamsa yeni bir sankalpa yüklüyor sistemime:
"heeer şeye rağmen rahatlayacağım"
onbir ~ idrak |
sen yoga yapmazsın.
yoga, olur.
yeterince hissedersen ve teslim edersen ona kendini, inceee ince doğru duruşa getirir seni.
sen enstrüman çalmazsın. bir şarkıyı çalmayı sen öğrenmezsin bile. şarkı sana öğretir inceee ince nasıl söyleneceğini, o akorlara nasıl zerafetle basacağını, içindeki ateşi nasıl dizginleyeceğini...
izin verirsen.
sen giyinmezsin. ne giyeceğini seçemezsin bile. giydirilirsin vakti gelince.
yeni doğmuş bir bebek gibi... ki kabuğundan dışarı çıkınca, hayatın kollarında güvende hissedesin.
sen yazı yazmazsın. yazı seni yazar.
okuyabilene aşk olsun.
kabuğundan çıkmayı göze alabilirsen;
giyindiklerinden soyunmayı,
ve vakti gelince yeniden doğmayı kabul edersen...
almaya açıksan, bilge rehberlerin desteği seninle.
ve teslim olmaya gerçekten hazırsan.
onbirinci günün sabahı, hamsa'nın bhagavad gita okumasıyla son buluyor inziva.
arjuna'nın yıkılışıyla başlayan inzivam, krishna'nın onu sarsması ve böylece öğrenciliğe ilk adımı atması ile son buluyor.
şifa oluyor ruhuma, varlığıma.
değil mi ki nefes ölene dek devam ediyor bu vücutta işini yapmaya,
bu iç savaş da öylece devam ediyor işte.
andan içeri sessizliğe varana dek.
atha ~ başlangıçtaki son; sondaki başlangıç |
yoga sutra'nın ilk kelimesi.
anlamı, now/şimdi
derinlere dalıp dalıp suyun yüzüne çıktığın o an işte
yoğun bir meditasyonun sonunda gözlerini ilk açtığın an
kabus dolu bir rüyadan uyandığın an
şimdi...
bir yıl olmuş fethiye'ye taşınalı.
bir yıl olmuş hara yoga'da öğrenci olalı/olamayalı.
öğrenci olamadım. bu doğru.
ve fakat; atha!
onbir günlük bireysel inzivamın en büyük katkısı teslimiyeti ve beraberinde öğrenciliği hatırlamak oldu. teslimiyet ki en çok aradığım, en çok kaçtığım hal. hem derdim, hem dermanım. bu inziva boyunca biraz olsun bırakabildiysem kendimi teslimiyet ile ne mutlu bana.
bu halimle, tam da şimdi, diyebiliyorum ki
a t h a !
ve şimdi
sus vakti
ki artık ruhum
bedenim, sesim ve
resim, müzik, yoga yoluyla ifade bulsun.
om.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder