Sayfalar

27 Mayıs 2016 Cuma

aşkın eeEee? hali

Bu akşam kendi başıma kaldığım zaman yine bi düşüncelere dalmışken aşkın bi halini keşfettim. Aşkın böyle bi' hali aslında yoktuysa da var ettim işte! Ben buldum, ben buldum! :)

Aşk demişken, herkesin aşka dair söyleyecek birkaç sözü var ya... Hani şu kelebeklerin bilmem nerelerde uçuşuyor olması, ayakların yere basmaması falan... Hani şu ilk görüşte olan, ya da tanıdıkça aşka dönüşen hisler... Böyle şeyler var evet, bizzat yaşadığım zamanlar da oldu; fakat burada başka türlü bi' histen bahsediyorum.

Bu arada, benim aşka bakışım her ne idiyse, artık epey değişmiş. Şimdi anlatamayınca fark ettim. :)
Şöyle ki... Biriyle, bu biri her kim olursa olsun, muhabbet anında birbirimizi gönülden dinlediğimizde söylediklerimizin her ikimizin de içinde eksik -sandığımız- bir şeyleri tamamlamasıyla oluşan bi' his var. O söylüyor, ben tamam oluyorum, benim anladığımı o hissedince, karşılıklı bi' duygu yoğunluğu oluşuveriyor ki oofff!

Karşımdakinin anlattıklarını anladığımda o anlaşılmış oluyor, bense yapbozuma bi' parça daha eklemiş olmanın hazzını yaşıyorum. E artık ben de eski ben olmuyorum ya, onunla başka bi yerden konuşmaya başlıyorum; bu defa roller değişiyor: Ben anlaşılan, o tamamlanan oluyor. İşte buna da muhabbet diyorlar, öyle bir muhabbet ki oofff! Bense o hallerime sadece "aşk" demeyi tercih ettim. Zaten aşkın bende başka bi' tanımı da henüz yok.

Buraya kadar tamam ama asıl hikaye bundan sonra başlıyor: yapbozumu tamamlıyor olmamın hazzıyla. O haz mümkünse hiç gitmesin, tekrar gelsin, hatta daha da çoğalsın arzusu sarıyor düşüncelerimi birden. Diyelim biriyle böyle bi duygu yoğunluğu yaşadık, bittiiiii... Hemen akabinde onu başka birileriyle paylaşma çabaları, anlatayım ki tekrar tekrar var edeyim o an'ı ve yaşayım aynı hazzı.

Neyse ki başka birileriyle ya da kendimle yaşadığım bu tür yoğunlukları anlatabileceğim en az bir muhatabım hep oldu; ve hep dinlediler sağolsunlar. Yalnız son zamanlarda anlatırken kendimi onların yerine koyup kendi kendime sormaya başladım: "eeEee? Sonra? Yani?" "Tamam Süm yaşadın, iyi güzel dee, eeEee?" Sonrasını düşünüyorum, gelmiyor. Yani tamam şimdi söyledim de ne oldu? Yanii.... eeEee? Ee'si hiç işte! hiç...

An dediğimiz şey'in yalnızca 46 milisaniye olduğu geliyor aklıma (Sibel Bilir'e selam olsun). Öyle kısa ki... O an her ne yaşadıysam yaşadım ya bitti işte, geri dönüp bakınca artık bi' anlamı kalmıyor ki... Yani pek bi' anlamı kalmıyor işte; çünkü şu an da yaşanılası, tadılası başka bi' an en nihayetinde. E herkesin de kendince değerli milyon tane an'ı varsa, bi başkasınınkinden ona ne? oluyor tabii...

Böyle anları, yoğunlukları hiç anlatmayım demiyorum tabii -ki zaten o kadar tutamam da kendimi- ama her şeyin de bi zamanı var be Süm! Zamanı gelince zaten kendiliğinden anlatırsın, o an da başka bi muhabbete vesile olur belki bu aşkın...

Yazımı Fe ağbi'den bi' şarkıyla tamamlıyorum. Adı da "Aşkın E Hali" :)

Bu arada, günün birinde bi' Feridun Düzağaç şarkısıyla aynı isimde yazı yazacağım aklımın ucundan bile geçmezdi. Aşk işte, neler kadir! :P

Feridun Düzağaç - Aşkın E Hali






Hiç yorum yok:

Yorum Gönder