Sayfalar

14 Ağustos 2016 Pazar

ters

Nedendir bilmem, "ters" kelimesini ve ters olan şeyleri pek severim. Üstümü farkında olmadan ters giydiysem mesela, o gün boyunca hiç -ya da daha iyi bi ihtimalle 'uzun bi süre'- değiştirmem; daha doğrusu değiştirme/düzeltme ihtiyacı hissetmem. Birçok kişiye göre ters giden şeylere, tersliklere de öyle kötü, pis, kaka muamelesi pek yapmam açıkçası; dünya hali sonuçta, olur öyle şeyler. Hatta böyle içinden çıkamadığım durumlar için olaylara tersinden bakma oyunu kurup adını "ters köşe oyunu" koymuştum bi zamanlar. Arada oynuyorum, eğlenceli oluyor. :)

Geçenlerde de "her şey tersiyle güzel" derken buldum kendimi; ki ağzımdan çıkan cümleyi daha hazmedemeden "güzel derken?" sorusu çıkıverdi içimden. Sonra değiştirip "her şey tersiyle anlamlı" deyiverdim. İçime bu da tam sinmedi aslında, ama çok da üzerime gitmedim daha yerinde bir ifade bulabilmek için. Bundan ziyade, "bu cümleyle kendime neler anlatıyorum?" sorusuna odaklandım ve dökülüverdi bi şeyler. Öyle ya, "iyi" dediğimiz şey "kötü"nün olduğu yerde anlam kazanıyordu. "güzel" ancak onu kıyaslayabileceğimiz bir "çirkin"in yanında güzeldi. "yanlış" bildiklerimiz olmasa ne önemi kalırdı "doğru"larımızın? peki "günah" algısı olmasa "sevap" almak için uğraşır mıydı birçok insan? ...

gibi gibi düşünceler aklımda dolanıyorken; ben de bu düşüncelerin içinde geziniyorken; ...

"her şey tersiyle anlamlı" ifadesinde içime bir türlü sinmeyen şey "tersi olan her şey ne kadar da anlamsız" ifadesiyle tamamlanıverdi birden. 

İyi dediğimiz şeyler kötü dediklerimiz varken ne kadar da anlamsız... Güzel'e bir çirkin'den yola çıkarak güzel demek bir o kadar gereksiz, boş, ve evet anlamsız. Günah almamak için sevap alma çabası; yanlış yapmamış olmak için doğruyu, daha doğruyu, en doğruyu bulma gereksinimi nasıl da beyhude... 

Dahası da var üstelik. Şu sıra aklımı en çok kurcalayansa mutlu-mutsuz ikilemi. Çevremdeki insanların mutlu olma çabaları dikkatimi çekiyor. Mutlu olmak için verilen mücadeleler, (sözde) mutsuz eden tüm unsurları hayatlardan yok etme çabaları, mutluluğu eşyalara -ya da daha genel haliyle bir 'madde'ye- bağlayıp o eşyaları sömürmeye ve -nedense- sürekli tüketmeye dayalı bir yaşam tarzı sergileme halleri... Ne için? Mutlu olmak, ya da mutsuz olmamak için.

İçimden "mutluluk diye bi şey yok!" diye kocaman haykırmak geliyor böyle durumlarda. Mutsuzluk diye bir şey de varsa arkadaşım bu dünyada, yani tam tersi de mevcutsa, mutluluk boş bir beklentiden daha fazlası değil işte...

Hiç mi mutlu olmaz insan? Olur tabii ki. Öyle bir andır, hayattan beklentilerimiz ve o anda "olan" her ne ise bir şekilde örtüşüp tamamlanıvermiştir. O tamamlanma hissine mutluluk deyivermişizdir; o an mutlu olmuşuzdur da üstelik. İşte o kadar; bi an kadar. Sonrası haz, sonrası bağımlılık, sonrası başka bir şey; ama mutluluk değil... 

Olumsuz şeylere "bunlar da bir gün geçecek, bu karanlık günlerin sonu aydınlıktır" bakış açısıyla olumlama yapılabiliyorken, hayatımızdaki olumlu şeylerin de bir gün geçebileceği "iyi", "güzel" diye etiketlediklerimizin de bir sonu olabileceği çok az aklımıza geliyor -nedense-. Neden olacak? İyi, güzel, mutlu, vs olmak çok tatlı şeyler. Hatta daha ileri gidip bunlara "olması gereken" algısıyla bakabiliyoruz çoğu zaman. Peki bunlar "olan"a ne kadar yakın? Hem "olan"ın yönü yoktur belki; tarafsız ve yargısızdır da "olması gereken" algısı beyhude bir beklentiden fazlası değildir...

Mutluluk -beraberinde olumlu adlandırılan her şey- ve mutsuzluk -beraberinde olumsuz adlandırılan her şey- bile geçiciyse, bunlar hep gelip geçici şeylerse; bizim bu duyguları yaşamamıza neden olan şeyler de aslında pek kalıcı değillerse hayatımızda, aslında biz de kazık çakmadıysak dünyaya, bi an sonramızı bilemiyorsak ve en nihayetinde bu döngünün bir parçası olarak toprağa karışıp sonsuzluğa dönüşeceksek, neyin derdindeyiz tam olarak? Neyi kovalamaktayız an be an? Neyin mutluluğunu, iyiliğini, güzelliğini bulmak çabasındayız?

Adına dünya dediğimiz bu gezegende her şeyin "denge" halinde olduğuna dair bir bilgi var ya elimizde. İnanıyorum da buna. İyi de kötü de dengeli, ve aslında biri bir diğerinden üstün değil; sonuç olarak her ikisi de tam olarak işini yerine getiriyor ya... Bir iyi ölürse, yerine bir iyi; bir kötü ölürse yerine bir kötü doğacak ya "bu dengenin devamlılığı" adına. Biz daha iyi, daha güzel, daha mutlu, daha bi şey olmaya çalıştıkça, dünyanın her hangi bir yerinde birileri -sırf denge'ye hizmet adına- daha kötü, daha çirkin, daha mutsuz olacakmış gibi hissediyorum. Biz "daha iyi"yi kovaladıkça var olan iyimizi de kötü algımıza hapsettiğimizi görüyorum. 

Oysa ne sade bir bakış açısı: iyi-kötü, güzel-çirkin, doğru-yanlış, mutluluk-mutsuzluk ve benzeri ikilikler belki de hiç yoktur. Deli saçmasıdır belki her biri, kimbilir?


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder