"Adın Yüksel ise başarmak zorundasın!" diyor bir REKLAM. "Çocuğunun başarısı için bu ürün şart!" diyor bir diğeri. Çektiğin kredinin faizini, üstüne üstlük bir de "beni yordun" masrafını istiyor bankalar. Daima başarılı ve zengin olmamızı öğütlüyor toplum. Her şey ve herkes bir bedel istiyor. Ölmeyi, öldürmeyi teşvik ediyor hoparlörler. Yok yok, zengin ve başarılı olma demeyeceğim bu yazıda. Veya lanet okumakla geçmeyecek süren, sözünü ettiğim dış etkenlere. Aslında yazının başlığındaki gibi yapmama üzerine de olmayacak.
Bilmediğin bir şey değil biliyorum, sadece kendimizi dinlemekten bahsediyorum. Yok yok, şehrin gürültüsünden uzak bir orman kuytusunda olmak zorunda değiliz. Zaman mekan fark etmiyor. Tek gereken, hani diyor ya "bir telefon kadar yakınız", bir nefes kadar yakın olan kendimizi duymak ve dinlemek. Aklımız ne diyor, zihnimiz ne diyor, ve tabii ki kalbimiz ne diyor. Ne istiyor vücudumuz? Bu güne kadar gelmiş, getirmiş bizi, büyümüş, türlü yollardan, belalardan geçmiş.
Evet; her şey bir bedel istiyor tabii ki. Çünkü her şeyin bir bedeli var azizim. Her şeyin bir değeri var. Tıpkı sen, ve vücudun gibi.
Değersiz değil ellerimiz; hak etmeyen tutmasın, hak etmeyen çalıştırmasın istiyoruz. Değersiz değil dilimiz; bizi anlamayana ağzımızın içinde döndürmeyi bile layık görmeyiz. Değersiz değil ayaklarımız; bir ömür bizi sırtında taşıyor, ve değmiyor ne idüğü belirsiz yönlere gitmeye. Değersiz değil beynimiz; boş yere çalıştırmaya gelmiyor. En harikulade bilgisayarların göremediği ayrıntıları görüyor resimlerde; kitaplarda zor bulunan ince ayrıntıları hatırlıyor yeri geldiğinde. Ve nihayet değersiz değil kalbimiz. Çer çöple dolmaya gelmiyor hafazanallah; kalmıyor boş bir yer sevgiye, güzelliklere.
Nitekim değmiyor azizim vakti boş geçirmeye. Bir kuşa su vermek, bir yetimi doyurmak, bir yaşlının elinden tutmak varken; neden beynimizi, gözlerimizi, kalbimizi esir eden, bizi köle haline getiren etkenlere izin verelim ki...
Değmezmiş diyor küs kardeşler birbirine, cenaze töreninde. Değmezmiş diyor ömrüne süre biçilen hastalar, keşke bir çocuğun gülüşüne dikkatle baksaydım diyor; satış grafiğine baktığım kadar en azından. Hayatımız hakkındaki kararların tamamına yakınını bir başkasına emanet etmişken, bu kadarcık bir düşünmeyi hak ediyor bu bünye. En azından kimseye köle olmak istemediği kesin!
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder