Sayfalar

6 Eylül 2016 Salı

adsız

İsimlerden konuşuyorduk bugün arkadaşlarla. Çocuklara verilen isimlerin yıllar geçtikçe evrilmesinden konu açıldı. Sonrasında "kişinin sadece ismine bakarak bile onun ailesine, ailesinin inancına, hayata bakış açısına dair birçok ipucuna ulaşabiliriz" gibi düşünceler paylaşıldı. İsimlerin kökenlerinden tutalım da dinlerin isimlerimiz üzerindeki etkisine kadar, biz konuştukça konu genişliyor; alt başlıklar çoğalıyordu. Derken derken konu benim ismime geldi. :) Sahi, Sümeyra ne demekti?

"Efenim Sümeyra aslında meyve çağlası demek. Aslında Arapça olmasına rağmen kimileri Yunanca'yla da bağlantı kurabiliyor (bakınız: smyrna)" diye açıklama yaparken, arkadaşım da "evet Arapça gibi ama değil de gibi... Bi Sümeyye kadar Arapça gelmiyor kulağa ama Yunanca olmadığı da aşikar" diye konuşurken içimden "hahh, işte tam da ismim gibi bir hatun kişiyim: zira ne zaman kendimi herhangi kalıba, düşünceye, akıma ya da bir tanıma yakın hissedecek olsam, hem öyleyim hem değilim; ne öyleyim ne değilim; bi öyleyim bi böyleyim" deyiverdim. :)

İsmi başkaları tarafından verilmiş sıradan biri olarak bazen kendimi şanslı hissediyorum. Zira bana ismimle seslenilmesi çok çok kıymetlidir. İsmimi sevdiğim kadar biri seslendiğinde onu duymayı, yazılı olarak görmeyi de bir o kadar seviyorum. (İzzet'e selam olsun; yalnız değilsin dostum! :)

Gelelim asıl meseleye; bu isme yüklenen anlamlara. İnsanların bu ismin vücut bulmuş hallerine giydirdikleri duygu giysilerine, o ismin ete kemiğe bürünmüş haline bakınca gördüklerine... Sümeyra yahu, senin benim gibi bir insan yavrusu işte. Peki o kadar mı? tabii ki değil! "Ah o Sümeyra yok mu Sümeyraaa!" "Sümeyra mı? Yok o öyle şeyler yapmaz." "dur dur, Sümeyra yemez onu, hiç zahmet etme sen." "Asi Sümeyra!" "Sümeyra'nın ipiyle kuyuya inilmez." "Sümeyra dediyse vardır bi bildiği." Daha da uzar bu ifadeler... Herkesin baktığı bir Sümeyra; oradan bakınca görülen başka başka... Peki hangisi bu Sümeyra'yı tanımlamaya yeter? Hangisi gerçek?

Bu soruların bir adım sonrası, şu şekilde kendini gösterivermişti aylar önce: Abi madem bir insana bakınca herkes başka bir şey görüyor, madem bu insan da onların hiçbiri değil; isim vermeye ne hacet? Hadi isim verilmiş bi kere. Ben Sümeyra'yım; ama senin gördüğün değil. Öyleyse kafandaki Sümeyra'nın ötesinden bi yerden iletişim kuralım biz seninle... Böylesi bir bakış açısı epey rahatlatmıştı beni, ve çevremdekilere de başka bir yerden bakabilmiş, iletişimimdeki bazı tıkanıklıkları açabilmiştim.

Tabi isim vermek ya da bir isimle seslenmek derken, yalnızca bizim isimlerimizden dem vurmuyorum bu arada; her hangi bir canlıya ya da eşyaya hatta ilişkilerimize bile verdiğimiz isimler var ya... Eşyasına isim verenleri, bu ihtiyacın nereden geldiğini anlayamamıştım mesela uzun bir süre. Sonra "bu ilişkinin bi adını koyalım artık" diyen hatun kişiler ve er kişiler belirmeye başladı birden etrafımda... Yahu ne önemi var adını koymanın, bu da öyle bir ilişki işte en nihayetinde. Sevgiliyiz biz deyip birbirimizin alanına müdahale etme halimizi ve bir diğerimize koyduğumuz sınırları (sözde) sevgililik adı altında meşrulaştırmaya ne gerek var? Kimi kandırıyoruz ayrıca, sevgi dediğin öyle bir şey mi?

Adım adım gidiyorum; her bir soru cevabıyla birlikte yepyeni bir soruya gebe...

Sevgi adı verilen şeyi de sorgulamaya başladım en nihayetinde. Öyle ya, sevginin olduğu yerde ne gerek vardı sevgiden doğan o ilişkiye bir de isim koymaya? Sevgi kendinden sınırsız değil miydi zaten?... derken derken sevgiyi kendimce tanımlamaya çalışırken, bunu yaparken de haliyle sınırlandırırken buluverdim kendimi.

Ve asıl şimdi buldum! Belki de sorun isimlerde değil; o isimleri kendimizce sığdırmaya çalıştığımız tanımlarda, onları tanımlayarak belirlediğimiz sınırlardaydı! İşte bundan sonrası bende çorap söküğü gibi geldi.

İsim verelim yahu, verelim tabii ki... Bir insan yavrusuna, doğmamış çocuğumuza, evimizde beslediğimiz bir canlıya, çok sevdiğimiz bir eşyamıza, her başımıza geldiğinde bizi yeniden doğmuş kadar hür hissettiren bir an'a, ne isimle seslenmek istiyorsak öyle seslenelim tabii... En benim dediğim, en çok sahiplendiğim, sorulduğunda kendime dair söylediğim ilk şey olan isimde bile hiçbir hükmüm olmamış, bari hayatımdakilere hür irademle bir isim verebileyim...

Tam da bu noktada, önemli olduğunu düşündüğüm bir şeye dikkatimizi çekmek istiyorum:
Birinin, bir eşyanın ya da bir ilişkinin adını koyduğumuzda onu bir tanım çerçevesinde sınırlandırmakla, ona "seni tanıyorum, hayatımdaki varlığını kabul ediyorum" mesajı vermek arasında ince bir çizgi var aslında...
Bu ayrımı yapabildiğimiz sürece bir şeylerin adını koymak, onlara adıyla seslenmek ne güzel!

2 yorum:

  1. adım adım sonuca yaklaşmak ve bumm son paragraf!
    süper ((:

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Ahh şu adım adım gitmek mevzusu! Ve ne iyi geldi şimdi bunu okumak. :) Ters gülücüklü yorumlar/katkılar abuskayi yazılarına çok yakışıyor! (;

      Sil