Zihinle başlayalım. Zihnin nasıl bir yapı olduğunu ilk öğrendiğimde çok şaşırmıştım. Tuhaf tuhaf şeyler yapıp karşımdakilere aleyhime kozlar veriyordu sürekli, üstelik benim ağzımdan kendiliğinden öylece çıkan kelimelerle, benim beden dilimle. Sanki nefes alan bendim de, yaşayan zihnim! Biraz fazla münasebetsiz buluyordum kendisini ve kızıyordum da. Ne zaman zihnin de bir seyri olduğunu gördüm, ona bakış açım değişmeye başladı açıkçası, ve her şeye de, ama ona biraz daha fazla.
Kendimi seyretmeye başladığımdan beri, artık bir şeylerin daha da farkına varmıştım. Yalnız başımdan da bela eksik olmamaya başladı aynı zamanda. Ne biliyorsam, yolumda taş olarak karşıma çıkıyordu. Hala da öyle gerçi. Mesela birinin hakkında iyi-kötü ne söylüyorsam onun arkasından konuşmuş olduğumu biliyor, ve birinin arkasından konuşmayı kendime yakıştırmıyorum ya, ne zaman böyle bir şeye teşebbüs etsem ya dilimi ısırırım ya ağzımda yara oluşuverir. Oysa böyle bir bilgi bende olmasa hayat nasıl da kolaydı! Tabii bu küçük bir örnek. Tüm bildiklerimi, doğrularımı, yanlışlarımı şuraya dökebilecek olsaydım keşke! Başıma gelen her olayla nasıl da bağlantılılar...
Biliyorsam sorumluyum. Ne zaman bile bile bildiğimin aleyhine ya da o bilen halime yakışmayan bir adım atsam seyrimde, total seyir beni ters köşeye yatırıyor. Total seyrin, büyük planın benle bir derdi tabii ki yok. Yine de, "madem bir yola çıktın, ayağını denk al" uyarılarını sık sık alıyorum bi yerlerden. Aslında böylece ağzımdan çıkan her sözün ve her bildiğimin ne kadar önemli olduğunu görüyor, gözetildiğimi de hissediyorum.
Bu noktada, total seyrin beni kontrol ettiğini ve bunu nasıl da mükemmel bir şekilde yaptığını fark ettim ve işin boyutu değişti. Nasıl ki bütüne faydası olmayan bi şey yaptığımda total seyir beni ters köşeye yatırıyor, zihnimin seyir sürecinde izlediği yolda bana hizmet etmeyen bi durumla karşılaştığımda ben de zihnimi ters köşeye yatırabilirim. Böylece döngü tamamlanarak devam eder. Zihni tarafından yönetilen değil, seyrinin farkında olarak zihnini kontrol eden olurum. Allam çok havalı! :)
Peki bunu nasıl yaparım?
Bu soru da beni çok zorlamıştı, ama sonunda buldum sanırım: onun dilinden konuşarak, ama biraz daha tersinden.
Mesela, aylarca kafamda dönen ve dilime doladığım bir şey vardı. "Sorumluluk al artık Sümeyra!" Hemen her konuyu sorumluluğa bağlıyor, yine tembelliğime yenik düşüp tek bir sorumluluk bile almadan zaman öldürüyordum.
Üzerime öyle çok gittim ki şu "sorumluluk alma" mevzusunda. Sorumluluk alma? Sorumluluk alMA! Sonunda buldum! Beni zorlayan bir durumdu bu ve tersini okuyunca "ohh!" dedim sonunda. Şimdi tekrar ediyorum: Mümkünse sorumluluk almayım gayrı. Mesela, "hayır!" diyebileyim artık. Yapmak istemiyorsam bir şeyi, "istemiyorum" diyebileyim. Zamanım yoksa, istemediğim o şeyi yapmak için zaman yaratmayım mesela durduk yere. Önce aslında olmayan bir görevi yük edinip sonra taşımayım o yükü. Sorumluluk almama sorumluluğunu alayım artık.
Şu sıra sevdim bu "ters köşe" oyununu. Ne zaman içinden çıkamadığım bir durum olsa, önce duruyorum, o durumun tam tersini düşünüyorum. Değişik şeyler çıkabiliyor ve ben seyretmeye devam ediyorum... :)
Bir örnek daha, bu son :)
Son zamanlarda yine inanılmaz "YAP!" mesajlarına maruz kaldım. Canım zihnim, hep iş başında! Git, yap, eğlen, söyle, anlat, katıl... Milyon tane yap! mesajı.
Hadi ters köşe oyununa başlayalım: "Yapma!"ları çalıştırayım dedim, cık! tutmadı. Çünkü yap! ve yapma! öyle aynılar ki... Baktım, benim ters köşe oyununun seyri değişiyor: Bu defa yine YAP! dedim, ama illa yapacaksan bi defa da "hiçbir şey yap!" bakalım.
Bu fikri çok sevmekle beraber henüz denemeye fırsatım olmadı. Biri bana "ne yapıyorsun?" diye sorduğunda "hiçbir şey :)" diyeceğim anı sabırla bekliyorum. :)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder