Sayfalar

29 Haziran 2016 Çarşamba

bombalar, olaylar

Bugün yine bir patlama haberi geldi... Sosyal medya yıkılıyor. Facebook "güvende olduğunu söyle" bildirimleri gönderiyor... Herkes yakınlarını arıyor, soruyor, merak ediyor. Görmediğimiz, bilmediğimiz, tanımadığımız birileri can veriyor... Birileri belayı, laneti, kınamanın bin türlüsünü dilinden düşürmüyor, daha önce de bunu defalarca yapıp hiçbir işe yaramadığını yine defalarca gördüğü halde...

Ne çok yaşar olduk bunları... 

Geçtiğimiz aylarda da Ankara’nın göbeğinde büyük bir patlama olmuştu, yok yere ölen/öldürülen onlarca canı sonsuzluğa uğurlamıştık… Bu patlamalar canımı sıkıyor, neye nasıl tepki verebileceğimi bilemiyordum. Hele suçlu-suçsuz yoksa aslında ortada, patlayan canlı bomba da, adı üzerinde bi can taşıyansa… Düşünmenin çok zor geldiği günlerden biriydi ki seyir grubumuzdan arkadaşım Aslı bir paylaşım yaptı:

14 Mart 2016
Ülke içinde yaşanan bu durumu nasıl yorumlayabileceğimi bilmiyorum. Duruma belirgin şekilde taraf bakıyorum. Alevi kökenli bir aileden geliyorum, bu soyundan geldiğim kültürün korkularını, yakılıyor, yıkılıyor olma bilincini taşıyorum. Tabi en belirgin korkum hedef olmak, hedef olunan bir grubun üyeleriyle bağım olması korkusu çok yoğun yaşıyorum. Bu yaşanan ölümleri içimde ağırlığını yaşıyorum. Yaşanan bu durumun kim bilir daha doğmamış kaç nesli yaraladığını düşünüyorum haksızlık gibi geliyor. Bu yaşanan büyük acı diyeceğim, insan beden ve ruhlarına yapılmış eylemin gerçekliğini görmem ve nötralize etmem için bağlarıma ihtiyacım var.

Bu cümleleri okuduğumda içim bi tuhaf olmuştu. Hem, evet ben de rahatsızdım bu durumdan ve nötr bakamıyordum olaylara; hem de bu mesaja günlerce başka kimsenin cevap vermemiş olmasından yana kafamda soru işaretleri vardı. Ayrıca, Aslı’yı anlamaya çalışıyordum, fakat “hedef olmak” meselesine iyiden iyiye takmıştım. Bunu içimde daha fazla tutamayarak Aslı’ya yazdım:
“Hedef olmak seni neden korkutuyor? Hedef olsan ne olur?”
Aslı şöyle cevap verdi: “Hedef olsam hiç bir şey olmaz insanların bu şekilde öldürülmesi hiç adil gelmiyor. Ayrıca sevdiklerimi kaybetmekten korkuyorum.”
Aslı’yı anlamaya çalışıyordum. Günlerce sürdü sorularım kendi içimde. Bu “sevdiklerimizi” “yakınlarımızı” kayırma durumu da hiç adil değildi mesela. Yine de bir türlü ifade edemiyordum kendimi, sorularımı açıklığa kavuşturamıyordum. İçimde insanlarla paylaşmak istediğim milyon tane şey vardı. Önceliği bu konuya vermiş oldum. Ayrıca o sabah 11 sularında Taksim’de patlayan bomba da Aslı’ya cevap verme sürecimi hızlandırdı tabii ki…
19 Mart 2016
Sevgili Aslı, canlarım...
Geçen gün Aslı’nın yazdığı ülkemizde olan bitenlere dair, benim de sorgulamalarım aylardır devam ediyordu, kendimce bi yerlere vardırabildim bugün, şükür. Sizinle hissiyatımı paylaşmak istiyorum.
Mesai fazlası çalıştırmaya bayılan birçok kurumun, şirketin gelen bomba ihbarlarıyla beraber, önümüzdeki iki hafta için mesai saati dışında kalan tüm toplantıları ve ekstra çalışmaları iptal ettiği haberini aldım; çalışanlarının "güvenliği için"... Sabah haberi alınca tabi yazıyor arkadaşlar şehir dışından, “n’olur Taksim’de değilim-güvendeyim deyin,” diye. Bir an, bu zoraki ve yapay güvende oldurulma durumumun gerçekliğini sorguladım. Sonuçta kayırılmıştım, (sözde) korunmuştum birileri tarafından ve mutlaka evde bu ihbarlar neticesinde kendiliğinden ödün vererek dışarı çıkmayıp kendini kayıran birileri de var...
Ölü haberini alınca içim öyle yandı ki (yandı ifadesinin gerçekliğine  dikkat ediyoruz). Ben olsaydım ölen dedim yaa, (buradaki yaa da içinde bulunduğum duygu durumu temsil ediyor) kim bilir neler bıraktı ardında. Nasılsa benim bırakacak bir şeyim de yok geride, çocuk vs... Kim bilir neler yaşayacaktı... vs...
“Hedef olsaydım?” ı düşündüm Aslı, kendimi senin yerine koydum, hatta bu ifade de bana yapay geliyor, bir anlığına Aslı oldum diyelim, Sümeyra'nın iç bakışıyla etrafında olan bitene bakabilen bi Aslı oldum. Ve düşündüm, ailemi, atalarımı, yaşadıklarını, sonrasında kendime giden yolda kolaylaştırıcı görevi yapmak üzere çözümledikleri tortularını, çözümleyemeyip bana miras bıraktıkları korkularımı, sevgisizliğimi... Anlıyorum Aslı, hedef olmak istemeyişini, çözemediklerini, birilerinin bi hakla birilerini öldürmeye cüret edebilmelerine verdiğin anlamsızlığı... Anlıyorum...
Yalnız biz artık bu noktada değiliz, insanlık bu noktada değil... Korkmak, hedef olmak istememekteki kendini kayırma durumu bana çok daha büyük bi haksızlık gibi geliyor... Korkuyla yaşamaktansa ölelim hatta daha iyi... Tam da bu noktada bakış açımı değiştiriyorum:
Ama ölmedim, hedef olan ben değilim, demek ki bitmedi... Demek geride bırakacağım dünya ile işim bitmedi henüz... Bu iş ne ola ki? ...
Dünyadaki muazzam dengeyi gözlemliyoruz her an, her gecenin ardındaki gün doğumunda... Şimdi burada bir bomba patlıyorsa biliyorum ki aklımın sınırlarının alamayacağı muazzamlıkta bir güzelliğin sancısı... Farkındalığım öncesindeki sıkıntılı hallerim geliyor aklıma... Bak şimdi de birkaç gün önce sıkıntısını dile getiren Aslı oluverdim... Büyük resme bakınca böyle... Dünyaya daha yukardan bakınca bir denge var evet, dönüyor, bu gerçek, diğer tüm duygu durum yaratacak kaos hali de gerçek ve dengenin bir parçası.
Kamerayı daha aşağı indirip kendimi makroya aldığımda, nefes alan Sümeyra gerçek, mikrodaki diğer tüm duygu yaratacak kaotik düşüncelerim de benim bir parçam.
Bu noktada ne yapmalı?
Olanı, olduğu haliyle kabul ediyorum... Her ne yaşanıyor ise dünyada, bunun benim küçücük aklımla, Sümeyra olarak tartamayacağım kadar muazzam bir amaca hizmet ettiğini biliyor, buna inanıyorum... Aklıma Sibel Bilir sözleri geliyor: "Elinizde beş tane parmak oluşacak, siz elinizle bir şeyler tutabileceksiniz diye milyonlarca hücreniz öldü." Demek bir şeylerin doğması, var olması için bir şeylerin ölmesi gerekiyor...
Değil mi ki bunlar hep nefretin, sevgisizliğin sonucu en temelinde, öyleyse burada bize bir görev düşüyor...
Ölmek de var, hedef olmak da var evet, büyük plana bu şekilde hizmet edecekse bedenimin yok olması, eyvallah... Ya büyük plana başka türlü hizmet ediyorsam? Ya içimdeki öfke, nefret, kin tortuları besliyorsa dünyadaki şiddeti?
Hadi diyelim ölmek kötü bir şey. Kimse ölmesin… Öyleyse biz  de öldürmeyelim cancazım, içimizde olan bitenleri öldürmeyelim. Sevgisizliğimize, nefretimize dünyevi hırslarımıza, arzularımıza savaş açmayalım mesela... Onları tanıyalım ve şifalandıralım...
Yukardan bakınca bizim kendimize yaptığımızla bugün olan bitenler aynı düzlemde...
Bunlar dile kolay, akla zor şeyler biliyorum... Şimdi söyledim ya, en sorumlu olan da benim bu sözlerden biliyorum ve sorumluluğuma sahip çıkıyorum... Bunlar, dışarda olup bitenlere bakıp iç rahatlatma satırları değil... Bir sorumluluk çağrısı... Olanı olduğu gibi kabul edelim, aklımızdan geçenlerle “olan” a nasıl hizmet ettiğimize bir dönüp bakalım...
Bağ olmak nasıl muazzam... Bunu tadalım hep birlikte...
Sorumluluk alalım gayrı...
Sevgiyle kalalım, sevgili olalım gayrı...



Bu yazıyı sorusuyla birlikte paylaşmama izin verdiği için Aslı'ya sonsuz kez teşekkür ederim... O sormasa, paylaşmasa yazamazdım.






2 yorum: